Kıbrıs Cumhuriyeti, 24 Mayıs Pazar günü Temsilciler Meclisi’nde yer alacak 56 milletvekilini seçmek için sandık başına gitti. Ana akım partilerin oy kaybetmesi ve daha küçük partilerin meclise girmesiyle parlamentoda parçalı, istikrarsız bir tablonun oluşacağı yönündeki öngörüler boşa çıktı.
Bunun yerine, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde siyasal ekseni belirleyen iki parti, merkez sağdaki Demokratik Seferberlik (DİSİ) ile soldaki Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL), milletvekili sayılarını koruyarak yine ilk iki sırayı paylaştı. Aşırı sağdaki Ulusal Halk Cephesi (ELAM) parlamentoda üçüncü parti konumuna yükselirken, merkez sağda milliyetçi Demokratik Parti (DİKO) dördüncü sırada kaldı.
İlk kez seçime giren iki yeni hareket, eski Sayıştay Başkanı Odysseas Michaelides’in kurduğu Kıbrıs İçin Yurttaşlar (ALMA) ile sosyal medya fenomeni ve Avrupa Parlamentosu Milletvekili Fidias Panayiotou’nun Doğrudan Demokrasi Partisi (ADK), dörder milletvekiliyle meclise girmeyi başardı. Yaklaşık yüzde 67 katılım oranıyla gerçekleşen seçimde, barajı geçen parti sayısı altı oldu.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Siyasal Sistem ve Meclisin Yapısı
Kıbrıs Cumhuriyeti, temeli 1960 Anayasası’na dayanan bir başkanlık sistemiyle yönetiliyor. Bu anayasada Kıbrıs Türk toplumu kurucu unsur olarak yer alıyor; cumhurbaşkanı Kıbrıslı Rumlar, cumhurbaşkanı yardımcısı ise Kıbrıslı Türkler arasından seçiliyor, yürütme gücü iki toplum arasında paylaşılıyor.
1960 Anayasası’na göre yasama organı olan Temsilciler Meclisi, 35’i Rum ve 15’i Türk olmak üzere toplam 50 milletvekilinden oluşuyordu. 1963 yılında Cumhurbaşkanı Makarios’un anayasada 13 maddelik bir değişiklik önermesi ve artan toplumsal çatışmalar neticesinde Kıbrıslı Türkler cumhuriyetin yönetim kadrolarından çekildi; Kıbrıs Cumhuriyeti’nde iki toplumlu yapının korunduğunu göstermek için Kıbrıslı Türklere ayrılan koltuklar sembolik olarak boş bırakıldı. 1985 yılında yapılan yasal değişiklikle milletvekili sayısı, 56’sı Rumlara ve 24’ü Kıbrıslı Türklere ayrılacak biçimde 80’e çıkarıldı. Meclis günümüzde fiilen 56 milletvekiliyle çalışıyor; ulusal düzeyde yüzde 3,6’lık barajı aşan partiler mecliste temsil hakkı kazanıyor.
Seçim öncesindeki parlamento, 2021’de seçilen yedi partiden oluşuyordu. 1976’da Glafkos Klerides tarafından kurulan, merkez sağdaki DİSİ, 17 sandalyeyle birinci partiydi. Liberal-muhafazakâr ve Avrupa Birliği yanlısı çizgisiyle bilinen DİSİ, Birleşmiş Milletler parametreleri çerçevesinde iki kesimli-iki toplumlu federasyonu savunuyor. 2004 Annan Planı’na açıkça destek çağrısı yapan tek büyük parti olma özelliğini taşıyor. Kökeni Kıbrıs Komünist Partisi’ne dayanan ve adadaki en örgütlü tabana sahip olan AKEL ise 2021 seçimlerinin ardından mecliste 15 sandalyeyle ana muhalefeti temsil ediyordu. İki toplumluluğu ve federasyon tezini savunmasına rağmen 2004’teki referandumda hayır bloğunda yer almıştı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde 1981 seçimlerinden bu yana yapılan her parlamento seçiminde ilk iki sırayı DİSİ ile AKEL paylaştı; bu anlamda neredeyse 50 yıldır ülkenin siyasal eksenini belirleyen de bu iki parti oldu.
1976’da sonradan ülkenin ikinci cumhurbaşkanı olacak Spyros Kyprianu tarafından kurulan DİKO, Makarios geleneğinden gelen, milliyetçi merkez sağ çizgide bir partidir. Son seçimde 9 sandalye kazanarak üçüncü parti olmuştu. Tek başına büyük bir parti olmasa da hükümet ve koalisyon kurma denklemlerinde tarihsel olarak belirleyici bir aktör olmuştur. Federasyona ilkesel olarak karşı olmamakla birlikte bu konuda çekincelidir.
1969’da Vassos Lyssaridis tarafından kurulan sosyal demokrat EDEK, klasik Batı Avrupa sosyal demokrasisinden farklı olarak güçlü bir ulusalcı damara sahiptir ve Kıbrıs sorununda çözüme mesafeli, şahin bir çizgide durur. 2018’de DİKO’dan ayrılanların kurduğu merkez çizgideki parti DİPA ise küçük ve pragmatik bir oluşum olarak çözüme açık dursa da belirleyici bir ağırlığa hiçbir zaman sahip olmamıştır. 2021 seçimlerinin ardından bu iki parti mecliste dörder milletvekiliyle temsil ediliyordu.
2021 seçimlerinde meclise giren diğer iki partiden ELAM, 2008’de Yunanistan’daki neo-faşist Altın Şafak (Hrisi Avgi) hareketinin Kıbrıs’taki uzantısı olarak doğdu. Aşırı milliyetçi, ırkçı, göçmen ve yabancı karşıtı bir partidir; Helenizm vurgusu merkezdedir, din ve milli kimlik temalarını öne çıkarır ve Avrupa genelindeki aşırı sağ dalganın Kıbrıs’taki temsilcisi sayılır. AB’ye mesafelidir. İki kesimli-iki toplumlu federasyon fikrini tamamıyla reddeder, 1960’ta kurulan anayasal düzene karşıdır ve Kıbrıslı Türkleri azınlık olarak görür. Yeşiller Hareketi (KOSP) ise 1996’da adanın ekolojist ve çevreci hareketi olarak kuruldu; 2021 seçimlerinde parlamentoda 3 milletvekiliyle temsil edildi. Küçük ölçekli bir partidir ve federasyon karşıtı kamptadır.
24 Mayıs Seçimleri: Ana Akım Siyaset Gerçekten Kaybetti mi?
Temsilciler Meclisi seçim sonuçları, 2021’de ortaya çıkan tabloyu bir ölçüde korudu. DİSİ yüzde 27,1 oyla 17, AKEL ise yüzde 23,9 oyla 15 milletvekilini koruyarak yine ilk iki sırayı paylaştı, dolayısıyla iki büyük partiye ilişkin tüm öngörüler yanlış çıktı.
DİSİ, geçtiğimiz cumhurbaşkanlığı seçiminde büyük bir sarsıntı geçirmişti: Averof Neofitu partinin adayıyken, şimdiki Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, DİSİ kökenli olmasına rağmen partiden bağımsız bir aday olarak seçime girmiş ve kazanmıştı. Bu durum partide ciddi bir bölünme yaratmıştı. İkinci güç kaybı ise ELAM’ın DİSİ tabanından oy almasıydı; seçim sonuçları bu oyların büyük ölçüde geri alındığını gösterdi. AKEL ise genel sekreteri Stefanos Stefanu liderliğinde toplumun gündemindeki sorunlara, hayat pahalılığı, konut sorunu, emeklilerin durumu ve bankaların aşırı kârlarının vergilendirilmesi gibi başlıklara odaklandı; seçmenin karşısına toplumsal adalet vurgusuyla çıktı ve 2021 seçimlerine kıyasla oy oranını yükseltti.
Oy kaybı büyük partilerde değil, daha çok küçük partilerde yaşandı. Yeşiller Hareketi meclis dışında kaldı. Cumhurbaşkanı Hristodulidis’i destekleyen üç partiden EDEK, DİPA ve DİKO ise bu seçimde ciddi oy kayıpları yaşadı. EDEK ve DİPA barajı geçemedi. DİKO meclise girmeyi başardı ancak oy oranı yüzde 11,3’ten yüzde 10’a, milletvekili sayısı da dokuzdan sekize geriledi. EDEK için bu sonuç, 1969’daki kuruluşundan bu yana ilk kez meclis dışında kalması anlamına geliyordu; 57 yıl sonra yaşanan bu tasfiyenin ardından partinin 2025’te seçilen yeni lideri Nikos Anastasiu istifa etti.
24 Mayıs seçimlerini biraz da toplumun nabzını ölçen ve 2028’de yapılması planlanan bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminin habercisi sayılan bir oylama olarak okumak gerekiyor. Başkanı iktidara taşıyan partilerin toplum nezdinde güç yitirmesi, onun ikinci dönem için ihtiyaç duyacağı desteği bulma kapasitesini doğrudan zayıflatıyor. Nitekim başkana yakın bazı isimlerin bu seçimde ELAM listelerinden seçilmesi, kimi yorumlarda, Hristodulidis’in önümüzdeki dönemde aşırı sağın desteğini aramak zorunda kalıp kalmayacağı sorusunu gündeme getirdi.
24 Mayıs seçimlerinin bir diğer sonucu, geleneksel partilere ve mevcut siyasi düzene duyulan güvensizliği temsil eden ALMA’nın yüzde 5,8; Doğrudan Demokrasi’nin (ADK) ise yüzde 5,4 oy alarak dörder milletvekili çıkarması oldu. Yolsuzlukla mücadelesiyle tanınan eski Sayıştay Başkanı Odysseas Michaelides’in 2025’te kurduğu ALMA, şeffaflık, liyakat ve hesap verebilirlik vurgusuyla seçmene hitap etti. Sosyal medya fenomeni ve Avrupa Parlamentosu üyesi Fidias Panayiotou’nun kurduğu Doğrudan Demokrasi ise somut bir program ya da ideoloji öne sürmeden “kararı doğrudan yurttaşlar versin” fikriyle ortaya çıktı. Seçim sonucunda Fidias’ın parlamentoda değil Avrupa Parlamentosu’nda kalacağını açıklaması, seçmen iradesi tartışmalarını da beraberinde getirdi. Her iki parti de büyük ölçüde kurucularının kişisel görünürlüğü ve sisteme duyulan tepki üzerinden yükseldiği için, uzun soluklu ve zamanla kurumsallaşıp kurumsallaşmayacakları da seçim tartışmalarından birini oluşturdu.
Seçime ilk kez giren AB ve federasyon yanlısı Volt, yüzde 3,1 oy alarak barajı aşamadı. Benzer biçimde, avcıların örgütlenmesinden doğan ve seçime ikinci kez katılan Aktif Yurttaşlar – Kıbrıslı Avcılar Birliği Hareketi de yüzde 3,2 ile, tıpkı 2021’de olduğu gibi barajı aşamayarak meclise giremedi.
Aşırı sağ ELAM, seçimin en çok konuşulan partisi oldu; oyunu yüzde 6,8’den yaklaşık yüzde 11’e çıkarıp milletvekili sayısını dörtten sekize yükselterek üçüncü sıraya yerleşti. Ne var ki bu yükseliş, partinin kendi beklentilerinin gerisinde kaldı. ELAM, anketlerdeki güçlü görüntüsüne dayanarak, tıpkı DİKO gibi sistemin merkezine yerleşip hükümet denklemlerinde belirleyici bir aktör olmayı umuyordu; oysa seçmenler ona bu rolü vermedi.
Seçim Sonuçları ve Kıbrıs’ta Çözüm Umutları
ELAM’ın yükselişi, adanın kuzeyinde ve Türkiye’de büyük ölçüde federal çözümün sonu olarak okundu; çözüme mesafeli çevreler, seçim sonuçlarını Kıbrıslı Rumların federasyon fikrinden uzaklaşmasının ve iki devletli çözüm tezinin haklı çıkmasının kanıtı olarak sundu. Kıbrıs meselesi, cumhurbaşkanının yetki alanında olduğundan seçim kampanyalarının ana eksenini oluşturmuyor. Bununla birlikte mecliste federal çözüme açık duran DİSİ, AKEL, ALMA, Doğrudan Demokrasi partilerinin aldığı oy oranı, federal çözüm seçeneğinin iddia edilenin aksine Rum toplumunda önemli bir toplumsal karşılığa sahip olduğunu gösteriyor.
Bu sonuçlar, kuzeydeki tabloyla birleştiğinde daha da anlamlı hale geliyor. Ekim 2025’te adanın kuzeyinde seçmen, iki kesimli-iki toplumlu federasyonu ve Türkiye ile eşit, saygı temelli bir ilişkiyi savunan Tufan Erhürman’ı yüzde 63 dolayında bir oyla cumhurbaşkanı seçmiş; Erhürman, 2017’de kesintiye uğrayan müzakerelere kaldığı yerden dönmeye hazır olduğunu açıkça ortaya koymuştu. BM Genel Sekreteri António Guterres’in, görev süresi yıl sonunda dolmadan Kıbrıs sorununu yeniden gündemine alması da Kıbrıs’ta federal çözüme dair umutları yeniden canlandırdı.
Ne var ki bu elverişli konjonktürün önündeki asıl belirleyici, Ankara’nın tutumudur. Türkiye, 2017 Crans Montana sürecinin başarısızlığından bu yana iki kesimli-iki toplumlu federasyon hedefinden uzaklaşmış ve Kuzey Kıbrıs’taki çözüm iradesine rağmen iki devletli çözümü resmi bir devlet politikasına dönüştürmüştür.
Bu tutum, Türkiye’nin son yıllardaki iç siyasal dönüşümünden de bağımsız değildir. Son dönemde Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurultayı hakkında verilen anayasaya aykırı mutlak butlan kararı ve Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet belgesinin bir gecede cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile iptal edilip aynı hafta içinde kararın geri alınması, Türkiye’de hukuk devletinin geldiği yeri göstermesi açısından önemlidir. Ankara’nın adanın kuzeyindeki iradeye müdahalesinin son yıllarda gittikçe derinleşmesi ve kurumsallaşması da Türkiye’nin rekabetçi otoriterlikten otokrasiye evrilen dönüşümünün Kıbrıs’taki izdüşümüdür. Kuzey Kıbrıs’ta yerel siyasi tercihlerin ve çözüm yönündeki taleplerin giderek daha sınırlı bir hareket alanına sahip olması, bu eğilimin bir sonucudur.
Oysa uluslararası toplum nezdinde karşılık bulmayan iki devletli çözüm arayışları yerine, Kıbrıs sorununda müzakere ve uzlaşı zeminine geri dönmek yalnızca Kıbrıslıların değil, Türkiye’nin de çıkarınadır. Bu politika, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açılmasına katkı sağlayabilir; Birliğin savunma kapasitesini güçlendirmeyi amaçlayan SAFE (Security Action for Europe) programına katılımını gündeme getirerek Ankara’nın Avrupa güvenlik mimarisi içindeki konumunu güçlendirebilir. Bununla beraber, kapsamlı bir çözümün sağlayacağı istikrarlı bölgesel ortam, Türkiye’nin Kıbrıs meselesinden kaynaklanan diplomatik yükünü azaltırken Doğu Akdeniz’deki hareket alanını da genişletebilir.
Bu nedenle, kuzeyde federasyon yanlısı Tufan Erhürman’ın cumhurbaşkanı seçilmesi, güneyde seçim sonuçlarının çözüm yönündeki toplumsal iradenin varlığını göstermesi ve António Guterres’in girişimiyle aralanan bu fırsat penceresi, bu kez heba edilmemelidir. Burada en büyük sorumluluk, çözüm iradesini canlı tutacak ve Ankara’yı kapsamlı bir çözüm arayışına yeniden destek vermeye ikna edebilecek Kıbrıslı siyasi aktörlere düşmektedir.
Fotoğraf: Hert Niks

