Türkiye Futbol Federasyonu’nun (TFF), bu sezona özel olarak küme düşme uygulamasını kaldırması ve önümüzdeki sezon Türkiye Süper Ligi’ni 21 takım ile oynatma kararını artıları ve eksileri ile sizler için değerlendirmek istedik.

2019-20 sezonunun sona ermesinin hemen ardından TFF, Kulüpler Birliği’nin de önerisiyle geride kalan sezonda küme düşme uygulamasını kaldırdı. TFF, 2020-21 Süper Lig sezonunun, alt ligden gelecek 3 takımla birlikte 21 takımla oynanacağını ve 2021-22 sezonundan itibaren ise ligin 20 takımla devam edeceğini açıkladı. Süper Lig’de olduğu gibi TFF 1., 2. ve 3. liglerde de küme düşme uygulaması kaldırıldı. Önümüzdeki sezon TFF 1. Lig 18, TFF 2. Lig 39 ve TFF 3. Lig 67 takımla oynanacak.

Peki ama TFF bu sezon tüm profesyonel liglerde küme düşme uygulamasını neden kaldırdı? Her ne kadar pandemi süreci ana gerekçe olarak gösterilse de bunun tek başına yeterli bir sebep olmadığı hepimizin malumu. Çünkü, hiçbir ülkede ve hiçbir ligde böyle bir karar alınmadı. Ligler ya son oynanan halleri ile tescil edildi ya da geri kalan müsabakalar oynatılarak tamamlanan fikstür tescil edilmiş oldu.

Alınan bu kararın arkasında yatan başka motivasyonlar da olsa gerek. Her Olimpiyat Oyunları senesinde gerçekleştirilmesi gereken federasyon seçimlerinin 2021’e ertelenmesi ve mevcut futbol federasyonu yönetiminin şu günlerde ciddi eleştiri toplaması, bu kararın bir seçim öncesi kampanyası olma ihtimalini bizlere düşündürüyor. Üstelik ülkede gerçekleşmesi muhtemel ‘’erken genel seçim’’ öncesinde iş insanlarının ve taraftarların desteğini alarak, kentlerdeki geniş etki alanlarını siyasal olarak kullanmak yönünde fikirler üretmek de mümkün. Bu düşüncelerimizi destekleyecek farklı doneler de bulabiliyoruz. Ligde kalan Kayserispor ve Y. Malatyaspor camialarından gelen açıklamalar ve teşekkür mesajlarının içeriğinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun, milletvekillerinin bulunması ürettiğimiz teorileri destekler nitelikte.

Ne yazık ki, çooooook uzun bir süredir siyasetin gölgesi sporun üzerine düşüyor. Üstelik, bu yalnızca bizim ülkemizde olan bir durum da değil. Ancak, bu kadar aleni bir şekilde gözler önüne serilmesi ülke futbolu adına büyük tehlikeler doğurabilir. FIFA, Yunanistan Futbol Federasyonu’nun üyeliğini, federasyon üyelerinin ve karar alma mekanizmasının bağımsızlığını yitirmesi gerekçesiyle 2007 yılında geçici olarak iptal etmişti. 

Bu örnekten de anlaşılabileceği üzere bugünlerde yaşananlar neticesinde Türk futbolu ciddi bir sıkıntıya düşebilir. Takınılan bu tutumun bu kadar aleni bir şekilde sergileniyor oluşu, Avrupa kupalarına gidilmesini engellemek ve futbolumuzu da içe kapalı bir yapıda konumlandırmak adına, bile isteye yapılan eylemler bütünü olma ihtimalini akıllara düşürüyor.

Bu kararlar özelinde spor-siyaset ilişkisinin derinliğini gözler önüne koyan iki husus daha var. Bunlardan ilki, alınan kararların da etkisiyle 18 takımın paylaştığı yayın ihalesi gelirlerinin 21 takım arasında paylaştırılacak oluşu ve takımların bu yolla kaybedecekleri gelirlerinin devlet tarafından tazmin edilmesidir. Bir diğeri ise maç sayısının artması ile operasyonel giderleri artan yayıncı kuruluşun kaybedeceği paranın devlet tarafından karşılanacak olması. Üstelik sağlanan bu sübvansiyon, vatandaşın verdiği/vereceği verginin hizmet olarak kendilerine dönmeyecek oluşuyla şimdiden büyük tartışmalara sebep oldu.

Peki ligden düşme uygulamasının kaldırılması ve Süper Lig’in 20 takımla devam etmesine zemin hazırlayan bu fikir nereden, nasıl çıktı? Kayserispor Başkanı Berna Gözbaşı’nın; İngiltere, İtalya, İspanya ve Fransa liglerinin 20 takım ile oynanması sonucunda, bu liglerin ekonomik olarak nasıl büyüdüğü üzerine detaylı bir rapor hazırlamasıyla. 

Bu raporda, benzer uygulamanın Türkiye’de uygulanması durumunda kulüplerin ve federasyonun nasıl ekonomik olarak büyüyeceği belirtilmişti. Berna Hanım’ın Kulüpler Birliği toplantısında bu raporu diğer kulüp yöneticileri ile paylaşması sonucu, bu uygulama oy birliği ile kabul edildi. Bunun nedeni ise tüm kulüplerin, her ne koşulda olursa olsun sıcak para akışına ihtiyaç duymalarıydı. Ancak, koşulsuz şartsız kabul gören bu görüşün bazı hassas dengeleri ve tartışmalı yanları vardı. Çünkü raporda yer verilen liglerin ve Türkiye Süper Ligi’nin gerçekleri birbirinden çok farklı.

Alınan bu yeni kararların olumlu ve olumsuz yanlarını incelediğimizde, terazi çok baskın şekilde yanlışlıkların daha ağır çektiğini gözler önüne koyuyor. Bakalım onlar neler?

Daha fazla şehir takımının, daha fazla Anadolu takımının ülkenin en üst düzey liginde temsil edilecek olması şehir ekonomisi ve futbolun daha geniş coğrafyalara yayılımı adına olumlu bir ortam hazırlayacaktır. Türkiye’nin dört bir yanında benzer bir spor heyecanı yaşatmak sosyal, psikolojik ve ekonomik olarak pek çok değer yaratmaya uygun. Ancak bunu pratikte uygulamak; iletişim, lobi ve üretim gibi yan uygulama alanları ile mümkün olabilir. 

Kararın yanlış taraflarını incelediğimizde, adalet kavramını yitirişimiz ve yaşadığımız haksızlıkları da kabulleniyor oluşumuz, verdiğimiz en büyük yanlış karar olarak beliriyor. Pandemi sürecinde olumsuz etkilenen takımlar sadece küme düşen takımlar mı? Tabii ki hayır. Tüm takımlar, tüm oyuncular doğal olarak bu süreçten olumsuz etkilendi. Rekabete kriz süreçleri de dahildir. Bu doğanın bir kanunu. Küme düşen takımların mağduriyetleri bu karar ile telafi ediliyor diyelim. Peki ya diğer takımların mağduriyetleri nasıl telafi edilecek? Harcama paylarındaki limit artışıyla mı? (İstanbul’un 3 büyüklerine toplamda 70 milyon €’luk harcama limitlerinde esneklik sağlanacağı konuşuluyor.) Yoksa yabancı sınırı uygulamasını 1 yıl erteleyerek mi?

Pandemi sürecinde Süper Lig’in 3 aylık bir ara vermesi ile ligin bitişi 26 Temmuz’u buldu. Kısa bir ara verilerek yeni sezon ise 11 Eylül’de başlayacak. Sezon sonu ise milli takımımızın da yer alacağı Euro 2020 başlayacak. Yeni sezonun başlayacağı 11 Eylül ile ligin sona ereceği 17 Mayıs aralığında 36 hafta sonu var. 36 hafta sonunun en az beşi milli takım takvimi için kullanılacak. Takımlar her ne kadar 40 maç oynayacak olsalar da her hafta bir takımın bay geçecek oluşuyla ekstradan iki maç haftasına daha ihtiyaç duyulacak. Yani 30-31 hafta sonuna 42 müsabaka haftası sığdırmaya çalışacağız. Avrupa kupaları, Türkiye Kupası gibi ekstra müsabakalar ile hafta içi takvimi daha da fazla sıkışacak. Takımlar, Aralık ayından itibaren lig sonuna kadar zorunlu olarak haftada iki maç (hafta içi – hafta sonu) oynamak zorunda kalacaklar. Bu ekstra yoğun takvim, oyun içi temposu ve topun oyunda kalma sürelerinde büyük sıkıntılara sahip bir lig için oyunun güzelliğini daha da azaltacak etkenlerden biri. Artan yorgunluklar, sakatlıklar, kaybedilen puanları telefi etme imkanının fazlalığı (müsabaka sayısının artması), saha içindeki kaliteyi düşürecektir. Ligi, düşme hattında tamamlayarak kalite sorununu ispatlanmış takımları ligde tutmak, kalite sorununu daha da büyüten etkenlerden biri. Üstelik, ligde daha fazla takımın yer alması , Avrupa kupalarına katılma ve düşme hattı arasında kalmış hedefsiz takım sayısını arttıran etmenlerden. Kalite ve tempo sorunu olan bir ligde hedefsiz takımların fazlalığı, oyunun güzelliğine ve adaletine büyük zararlar verir.

20 takımlı bir ligin ekonomik olarak büyük değerler üretebilmesi için öncelikle oyun içi kalitesini ve temposunu arttırması gerekir. Kimse hoşuna gitmeyen bir şeyle eğlenmez. Eğlendirmeyen şey de talep görmez. Talep görmeyen hiçbir şeye ise kimse yatırım yapmaz. Yatırım almayan hiçbir yapı doğal olarak hiçbir ekonomik değer yaratamaz…

Fotoğraf: Fachry Zella Devandra