Evergrande Olayı Piyasalarda Endişe Yaratmaya Devem Edecek

Geçtiğimiz hafta Çin’in en büyük gayrimenkul şirketlerinden biri olan Evergrande şirketinin 20 Eylül tarihinde vadesi gelen faiz ödemesini yapamayacağının bankalara bildirilmesi ile borçlarını ödeyemeyeceği ve iflas etmeye yakın olduğuna dair yayılan haberler tüm dünyada finans piyasalarını sarstı ve borsalarda ciddi satışlara sebep oldu. Evergrande dünyanın en borçlu şirketi ve tüm borçları 300 milyar dolar gibi çok yüksek bir seviyeyi geçmiş durumda. Çinli emlak devinin halihazırda 280’den fazla şehirde 1300 civarında inşaat projesi bulunuyor. Ayrıca, şirketin son dönemdeki yatırımları emlak sektörünün sınırlarını oldukça aşmıştı. Elektrikli araba, yiyecek-içecek, sigorta ve spor gibi sektörlerde de faaliyet göstermeye başlayan şirketin, emlak sektörü dışındaki tüm bu yatırımlarının yaşadığı likidite sıkıntısında ciddi bir payı olduğu düşünülüyor.

Evergrande’nin durumu piyasalara dair hafızlarda yer etmiş olumsuz bir olayı akıllara getirdi. 2008 ekonomik krizi ABD’de Lehman Brothers’ın batışıyla alevlenmiş ve ekonomik kriz tüm dünyaya yayılmıştı. Nitekim, Lehman Brothers’ın batması da emlak sektörünün ABD’de aşırı büyümesi ve mortgage ev kredilerinin ödenememesi nedeniyle gerçekleşmişti. Evergrande’nin Çin’in emlak sektörünün öncüsü olması birçok uzmanın bu olayı Çin’in Lehman Brothers’ı şeklinde nitelendirmelerine sebep oldu. Ancak kimi uzmanlara göre ise Evergrande olayı küresel çapta büyük bir ekonomik krize yol açmayacak.

Evergrande’nin devasa miktardaki borçlarını ödeyememesi ve söz verdiği 1,5 milyon konutu bitirip teslim edememesi, Çin ekonomisinde ve bankacılık sektöründe ciddi zararlara yol açacağı gibi küresel çapta da Evergrande’nin iş yaptığı birçok kurum ve şirketi etkileyecek. Zira, Çin ekonomisindeki lokomotif sektörlerin başında inşaat sektörü geliyor ve bu sektör diğer pek çok alt sektörü yakından ilgilendiren devasa bir ekonomik hacme sahip. Çin devletinin ise bu denklemde önceliğinin Evergrande şirketini kurtarmak değil, şirketin müşterilerine karşı yükümlülüklerini yerine getirebilmesi ve 10 milyon Çinli vatandaşın evlerine kavuşması olduğu anlaşılıyor.   

Geçtiğimiz hafta Perşembe günü şirketin vadesi gelen 83.5 milyonluk başka bir faiz ödemesini gerçekleştirememesi şirketin temerrüde düşmesi konusundaki endişeleri arttırdı. Çin hükümetinin, ülkedeki yerel yönetimleri Evergrande’nin batması ile ilgili önlemler almaları hususunda uyarması, şirketi kurtarma konusundaki isteksizliğine dair başka bir kanıt oldu.[1] Pekin yönetiminin Evergrande’nin özellikle Çin dışındaki borçlarını ödeyerek yurtdışına para aktarmayı istemediği, şimdiye kadar bu konuda göstermiş olduğu tutumdan anlaşılabilir. Önümüzdeki dönemde küresel finans piyasaları bu şirketten ve Çin’den gelen haberleri takip ediyor olacak. Görünen o ki bu mesele, 2021 son çeyreğinde küresel piyasalarda fiyatlamaları etkileyecek önemli faktörlerden biri olarak gündemde kalmaya devam edecek.

Rusya Seçimleri Bitti, Tartışmalar Sürüyor

Rusya Federasyonu’nda 17-19 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilen ve 450 koltuklu Duma yasama meclisinin üyelerinin belirlendiği genel seçimler, beklendiği gibi Putin’in partisi Birleşik Rusya’nın seçimi kazanmasıyla sonuçlandı. Muhalefetin bir kısmının seçimlerden men edildiği, iktidar dışında hiçbir kesimin seçimin adil bir şekilde gerçekleştirildiğine inanmadığı ve muhalefetin bir kısmının sürgünde bir kısmının ise hapiste olduğu ülkede, 2016 yılında olduğu gibi bu seçimlerden de Putin, ülkede tartışmasız gücünü sürdürecek sonuçları aldı.

Birçok eleştiri ve protesto arasında, 24 Eylül Cuma günü Rusya Merkez Seçim Komisyonu kesin sonuçları açıkladı. Bu sonuçlara göre Putin’in partisi Birleşik Rusya oyların 49.82’sini alarak 324 vekil çıkarttı. Parlamentonun alt kanadı olan Duma’da anayasa değişikliği yapmak için en az 300 vekil gerekiyor. Dolayısıyla, Putin anayasa değiştirme gücünü, önceki seçim döneminde de olduğu gibi elinde tutmaya devam etme hakkı kazanmış oldu. 2016 seçimlerinde Putin’in partisi yine 300 rakamını aşarak 343 vekil çıkarmıştı.

Putin’in partisi dışında, Komünist Parti 18.93 oy oranıyla 57, Liberal Demokrat Parti 7.55 oy oranıyla 21, Adil Rusya Partisi yüzde 7,46 oy oranıyla 27 ve Yeni Halk Partisi 5.32 oy oranıyla 13 milletvekili kazandı. Vatan Partisi, Sivil Platform ve Gelişim Partisi baraj altında kalmasına rağmen birer milletvekili çıkarırken, 5 bağımsız aday da Duma’ya girme hakkı kazandı. Önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de katılım 51.72 gibi düşük bir oranda gerçekleşti.

Seçimin ardından Rusya’daki muhalefet güçlerinin eleştiri ve tepkileri sürüyor. Rus muhalefetinin yanı sıra bağımsız gözlemciler de seçimlerde birçok hilenin yapıldığını ifade ediyor. Eleştiriler elektronik yöntemle kullanılan oyların sayımı üzerinde yoğunlaşıyor. Komünist Parti oyların tekrar sayılmasını talep ederken, Moskova’da Puşkin Meydanı’nda 1000’i aşkın göstericinin katıldığı bir eylemde seçim sonuçları protesto edildi. Polisin sıkı önlemleri arasında gerçekleşen eylemde eylemciler seçimin sistematik bir sahtekarlık olduğunu vurguladılar. Polisler ise göstericilerin üzerinde yüksek sesle müzik çalarak seslerini duyurmalarını engellemeye çalıştılar. Nitekim, Moskova’da gerçekleşen protestolardan önce hükümet, izin verilmeyen gösterilere halkın katılmaması konusunda bir uyarıda bulunmuştu.[2]

Putin cephesi ise seçimin özgür ve adil olduğunu ve seçim sırasında tüm yasalara uyulduğunu vurguluyor. Vladimir Putin mecliste yaptığı konuşmada Yeni Halk partisinin meclise 5. parti olarak girmesini de seçimlerin demokratik olduğunun bir kanıtı olarak gösterdi. Rus seçimleri ne ülkede ne de dünya gündeminde pek bir heyecan yaratmadı. Zira, Putin’in ülkede yerleştirmiş olduğu otoriter yöntemde seçimin nasıl sonuçlanacağını herkes önceden biliyordu. Sonuçta bu seçimlerle ilgili söylenmesi gereken şey, Rusya cephesinde değişen bir şeyin olmadığı.       


[1] https://www.bbc.com/news/business-58674166

[2] https://www.aljazeera.com/news/2021/9/25/russia-putin-praises-elections-as-hundreds-protest-results