Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Burak Dalgın: 1980’deki 24 Ocak kararlarının modern bir versiyonunu içermeyen hiçbir ekonomik programı ciddiye almayınız
    daktilo2 Röportajlar

    Burak Dalgın: 1980’deki 24 Ocak kararlarının modern bir versiyonunu içermeyen hiçbir ekonomik programı ciddiye almayınız

    Gökhan Korkmaz19 Nisan 202610 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Daktilo2 için gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide, İYİ Parti Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın ile Türkiye’de sanayi istihdamındaki yaşanan gerileme, imalat sektöründe yaşanan problemler ve dış ticaret politikamızda yaşanan yapısal sorunlar üzerine konuştuk.

    Coğrafyamızın kaderimiz değil, şansımız olması gerektiğine dikkat çeken İYİ Parti Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Burak Dalgın, “1980’deki 24 Ocak kararlarının modern bir versiyonunu içermeyen hiçbir ekonomik programı ciddiye almayınız. Türkiye’yi ucuz emek, düşük teknoloji, cimri turist cenneti olmaktan çıkarıp, dünyaya teknoloji, yazılım, finansal hizmet ve danışmanlık satan bir dev hâline getirmek zorundayız. Aksi takdirde inşaatla şişen sanal büyüme bizi bir kez daha duvara toslatır” ifadelerini kullandı. Dalgın’ın Daktilo2’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

    Sanayide istihdam bir yılda 178 bin 708 kişi azalırken, Kasım 2025 itibarıyla 4 milyon 820 bin 307’ye indi; böylece Şubat 2022’den bu yana en düşük seviyeyi gördü. İmalattaki istihdam düşüşü ise 181 bin 287 oldu. Türkiye’de imalat sanayi istihdamı son dört yılda neden düşüyor? Bu durum sadece konjonktürel mi, yoksa yapısal sorunlarımızın sonucu mu?

    Açık söyleyeyim: Bu rakamlar bir sürpriz değil, bir tercihin sonucu. Sayın Şimşek’in göreve geldiği günden bugüne Türkiye’de sanayi üretimi ve kapasite kullanımı Covid dönemiyle aynı seviyede, istihdam ise fiilen yerinde sayıyor. Üç senedir, dört senedir, beş senedir sanayiyi, tarımı, istihdamı yerinde saydırmış, üstüne de ciddi faiz ödemiş bir programla karşı karşıyayız. Bu tablonun adını koyalım: Elinizde çekiç tutuyorsanız her şey çivi gibi görünür. Bu ülkenin ekonomi yönetimi üç yıldır elindeki tek aletle — ya faiz ya vergi — hem enflasyonla hem de kurla mücadele ediyor. Her şeyi talep kısarak yönetmeye çalışıyor. Neticede enflasyon inmiyor, sanayici nefes alamıyor, istihdam eriyor. Yüksek faiz, zayıf iç ve dış talep, kur-enflasyon dengesizliği, finansmana erişim zorluğu ve maliyet baskısı firmaları sıkıştırıyor.

    Öte yandan, Türk sanayisi uzun süredir düşük teknoloji, düşük verimlilik ve sınırlı ölçek tuzağında sıkışmış durumda. Türkiye’de imalat sanayii istihdamının çok büyük bölümü düşük ve orta-düşük teknoloji sektörlerinde yoğunlaşıyor; bu sektörler de otomasyon, yapay zekâ, küresel fiyat rekabeti ve Asya kaynaklı baskı karşısında en kırılgan alanlar.

    Sorunun bir diğer boyutu, sanayinin artık yeterince istihdam üretememesi. Türkiye’nin en büyük 1000 sanayi kuruluşunun 2024’te sadece 28 bin yeni istihdam yaratabildi, üç yılda toplam yaratılan istihdam 100 bin bile değil. Her yıl yaklaşık 1 milyon gencin işgücüne katıldığı bir ekonomide bu performans, sanayinin artık istihdam lokomotifi olma kapasitesini kaybetmeye başladığını gösteriyor. Bu yüzden mesele yalnızca “işler kötü gidiyor” meselesi değil; büyümenin niteliği, sektör bileşimi ve teknoloji seviyesi meselesi.

    Bir diğer yapısal sorun da beceri uyumsuzluğu. Bir yanda işsizler var, diğer yanda sanayicinin dolduramadığı açık işler var. Bu, eğitim sistemi ile üretim yapısı arasındaki bağın koptuğunu gösteriyor. Meslek eğitimi, OSB’lerle entegre insan kaynağı planlaması, üniversite-yüksekokul mimarisinin gözden geçirilmesi ve çalışan niteliğinin artırılması olmadan sanayide istihdam kaybını tersine çevirmek zor.

    Yani mesele şudur: Sanayi hem yangın içinde hem kronik hastalığa yakalanmış. Yangın, mevcut programın ürünü; kronik hastalık ise on yılları bulan bir birikim — tekelcilik, mülkiyet hukukuna saygısızlık, lisans-bariyeri, kırtasiye dağları, teşviklerin veriye değil ahbaplığa göre dağıtılması, düşük katma değere sıkışma. Bu iki sorunu birbirinden ayırmadan çözemeyiz. Program değişmeden yangın sönmez önce yangını söndürmemiz lazım. Sonra yapısal reformlarla bazı kronik hastalıklarımızı tedavi edeceğiz.

    LCW, Defacto ve Boyner gibi küresel çapta 30’dan fazla markaya üretim yapan Türkiye’nin tekstil devlerinden Settriko Tekstil’in iflası, sektördeki kırılganlığın somut örneklerinden biri. Özellikle sizin büyüdüğünüz Bursa gibi sanayi şehirlerinde bu kayıplar ağır şekilde hissedildi. Sektördeki şirket kapanmaları ve binlerce kişinin işsiz kalmasının temel sebepleri neler? Bu yoğun emek gerektiren sektör için en rasyonel ve sürdürülebilir dönüşüm ve yol haritası nedir?

    Sebepleri dört başlıkta toplayabilirim. Birincisi, finansman maliyeti. İSO’nun geçen yıl 2024 verilerine dayanarak yayınladığı çalışmaya göre İSO 500 şirketlerinin finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı %68’e dayandı — son on yıl ortalaması %29’un iki katından fazla. Sanayici kazandığının büyük kısmını bankaya veriyor, geri kalanla döner sermayesini çeviremiyor. Kârlılığın son on yıl ortalaması %7’den %2’ye düştü; İSO şirketlerinin üçte biri zarar etti. Kâr edemeyen sanayi, yatırım yapamaz, yatırım yapmayan sanayi de istihdam yaratamaz.

    İkincisi, girdi maliyetleri. Enerjiden hammaddeye, lojistikten mevzuata kadar üreticinin üzerindeki yük dayanılmaz hale geldi. Üçüncüsü, Uzak Doğu’nun, özellikle Çin’in agresif ihracat baskısı. Türkiye iç pazarı Çin menşeli tekstilin çöplüğüne döndü; dış pazarlarda da Bangladeş, Vietnam, Pakistan gibi ülkelerin düşük işçilik rekabetiyle sıkışıyoruz. Dördüncüsü, Gümrük Birliği’nin güncellenmemiş olması. AB, Mercosur ile, Hindistan ile büyük ticaret anlaşmaları imzalıyor; biz söz hakkı olmadan tek taraflı yükümlülüklere maruz kalıyoruz. Hindistan’ın ucuz tekstili yarın AB üzerinden dolaylı olarak pazarımıza sızacak, üreticimiz karşılığında aynı pazarlara girerken aynı avantajlara sahip olamayacak. Bu, sanayimizin istihdam kapasitesine doğrudan darbedir.

    Peki çözüm ne? Önce söyleyeyim: Sanayi Bakanlığı’nın duyurduğu İstihdamı Koruma Destek Programı gibi çalışan başına 3 bin 500 lira gibi nakdi destekler ancak bir pansumandır. 3P tuzağı da dediğim Polyannacılık, Pansumancılık ve Popülizmin Pansumancılık ayağıdır. Yapılması gerekenleri ise beş başlıkta açıklayayım:

    Bir, finansman maliyetini acilen düşürmek; emek yoğun ihracatçı sektörlere girdi desteği, ihracat reeskont kredilerine gerçek faiz indirimi, konkordatodan çıkmaya çalışan firmalar için özel yapılandırma. İki, Gümrük Birliği’ni hizmetler, tek dijital pazar, kamu alımları ve AB karar süreçlerinde söz hakkı açısından güncellemek — bu bir tercih değil, ihtiyaç. Üç, Çin menşeli damping ve telafi edici vergileri sektörel bazda gözden geçirmek; ucuz ve kalitesiz malların çöplüğü olmak yerine marka değeriyle Çin’e bile mal satan bir Türkiye kurmak. Dört, sektörü emek-yoğunlukta tutmaya çalışmak yerine tasarıma, markaya, teknik tekstile, sürdürülebilir tekstile geçişi planlamak; Yeşil Mutabakat ve dijital dönüşüm yatırımlarını geri ödemesiz hibe ve yatırım indirimiyle desteklemek. Beş, yakın-tedarik (near-shoring) ve dost-tedarik (friend-shoring) fırsatını değerlendirmek; Avrupa’nın Çin’den tedarikini çeşitlendirme arayışında Türkiye’yi ana üretim merkezi yapmak. Coğrafyamız kaderimiz değil, şansımız olmalı.

    Son yıllarda inşaat ve hizmet sektörlerinde istihdam nispi miktarda artarken sanayide istihdam geriledi. Bu durum uzun vadede ne gibi riskler barındırıyor? AK Parti iktidarının istihdam destek programları bu yapısal sorunları çözebilmek için yeterli mi, yoksa daha köklü reformların mı yapılması gerekiyor?

    Sanayide istihdam gerilerken inşaat ve hizmetlerin ağırlık kazanması ilk bakışta kötü görünmeyebilir; sonuçta hizmetler modern ekonomilerin doğal bir parçası. Hizmetler artık istihdamın omurgası oldu. Sorun, hizmetlerin büyümesi değil; sanayinin yeterince güçlü kalmaması. Çünkü sanayi, verimlilik artışı, ihracat, döviz kazancı, teknoloji yayılımı ve orta sınıf istihdamı açısından hâlâ kritik sektör. Sanayi zayıflarsa ekonomi daha kırılgan, daha düşük verimli ve dış açık üretmeye daha yatkın hale gelir.

    Uzun vadeli riskler çok net. Birincisi, düşük verimlilik tuzağı derinleşir. Çünkü inşaat ve düşük katma değerli hizmetler tek başına ülkeyi zenginleştirmez. İkincisi, dış ticaret açığı kronikleşir; çünkü sanayi zayıfladıkça ithalata bağımlılık artar. Üçüncüsü, ücretler baskı altında kalır; sanayi tipi nitelikli ve görece daha örgütlü istihdamın yerini daha kırılgan iş biçimleri alır. Asgari ücretin genel ücret haline gelmesi, üniversite mezunuyla lise mezunu arasındaki ortalama maaş farkının son on yılda %75’ten %35’e inmesi tesadüf değil — bu yapının doğrudan ürünüdür. “Vasatistan” dediğim tam olarak budur. Dördüncüsü, bölgesel eşitsizlik büyür; birkaç hizmet merkezi ve birkaç rant odaklı şehir öne çıkarken Anadolu’nun üretim tabanı erir. Beşincisi, ekonomik güvenlik zayıflar; çünkü güçlü sanayi tabanı olmayan bir ülkenin tedarik zinciri, teknoloji ve finansman şoklarına direnci de düşük olur.

    İstihdam destek programlarına gelince… Bakın, KOSGEB’in tekstil, giyim, deri ve mobilya sektörleri için açtığı çalışan başına 3 bin 500 lira ve 50 milyon liraya kadar kredi desteği — iyi niyetli olabilir ama yapısal bir cevap değildir. Bu, yangının üstüne bir kova su dökmektir. Zaten iş çevreleri uygulama esaslarının dar olduğunu söylüyor. Daha önemlisi, bu programlar mevcut istihdamı korumaya çalışıyor — oysa asıl mesele yeni istihdam yaratmaktır. İSO 500+500’deki bin firma yılda 28 bin kişiye istihdam yaratabiliyorsa, siz 3 bin 500 liralık nakdi destekle değil, yatırım iklimini değiştirerek çözersiniz.

    Köklü reform ne demek? Şu demek: Türkiye ekonomisinin etrafında döndüğü üç kurum — Hazine, Maliye, Merkez Bankası — sırasıyla borç bulan, vergi toplayan ve para basıp faiz veren kurumlardır. Biz dört yıldır bu üçgenin içinden çıkamıyoruz. Türkiye’nin bu borç-vergi-faiz kapsamından çıkıp bir kalkınma seferberliğine ihtiyacı var. Daha çok sanayi, ticaret, teknoloji ve tarım konuşmalıyız. Girişimciliğin prangalarını çözmeliyiz. Hizmet sektörü reformunu — 1980’deki 24 Ocak kararlarının modern bir versiyonunu — içermeyen hiçbir ekonomik programı ciddiye almayınız. Türkiye’yi ucuz emek, düşük teknoloji, cimri turist cenneti olmaktan çıkarıp, dünyaya teknoloji, yazılım, finansal hizmet ve danışmanlık satan bir dev hâline getirmek zorundayız. Aksi takdirde inşaatla şişen sanal büyüme bizi bir kez daha duvara toslatır. Başka bir deyişle, sorun destek eksikliği değil; kalkınma mimarisi eksikliği.

    Türkiye’nin dış ticaret politikasındaki en büyük yapısal sorun ne? Türkiye, Settriko gibi benzer iflasların ve istihdam kayıplarının önlenebilmesi için dış ticaret politikasında hangi stratejik adımları atmalı?

    En büyük yapısal sorun tek cümleyle: Türkiye küresel tedarik ve değer zincirlerine kendi iradesiyle eklemlenmiyor; eklemlenemediği için de onların kurallarına mecburen uyarak bedelini ödüyor. Dört boyutta görelim.

    Bir, ölçek. Ülkemizin toplam ihracatı Toyota’nın tek yıllık cirosu kadar. Polonya ve Vietnam bir buçuk, Meksika iki katımızdan fazla ihracat yapıyor. 110 bin ihracatçımız var ama ihracatımızın üçte ikisini bin firma yapıyor. Bin firma, 109 bin firmanın iki katı kadar ihracat yapıyor. Bu tablo düzeltilmeden ölçek ekonomisi yakalanamaz.

    İki, katma değer. İhracat kilogram değerimiz 1,4 dolar. Japonya ve Almanya 4, Kore 3, Polonya 2,5. Biz ürüne hammaddeyi, enerjiyi, emeği, çevreye verdiğimiz zararı koyuyoruz; kilogram başına 1,4 dolar alıyoruz. Bu vasatlıktan sıyrılmanın yolu bilgiyi artırmak ve markalaşmaktır.

    Üç, diplomatik-kurumsal çerçeve. Gümrük Birliği hâlâ 1996’nın anlaşması. Bu kadar yıl sonra hizmetler, kamu alımları, tarım, dijital pazar hâlâ dışarıda. AB üçüncü ülkelerle ticaret anlaşmaları imzaladıkça — Mercosur, Hindistan, sırada yenileri — Türkiye söz hakkı olmadan tek taraflı yükümlülüklere maruz kalıyor. IMEC (Hindistan–Ortadoğu–Avrupa Koridoru) projesinde Türkiye yok; Doğu Akdeniz ayağı İsrail’in Hayfa limanı, Avrupa ayağı Yunanistan’ın Pire limanı. “Türkiye’den geçmeyen koridor olmaz” denildi ama koridor geçti. Bu fiyaskodur.

    Dört, pazar kompozisyonu. AB hâlâ en büyük ortak: 100 milyar doları geçen ihracatımızın %40’ı oraya. Yatırımların %60’ı oradan. Turizmin %40’ı oradan. Ama aynı zamanda Çin ile yaklaşık 45 milyar dolarlık dış ticaret açığımız var, toplam dış ticaret açığımızın yarısı. Rusya-Ukrayna savaşı, İran gerginliği, Hürmüz Boğazı riski — hepsi dış ticaret yollarımızı ve enerji maliyetlerimizi tehdit ediyor. Enerji ithalatı 63 milyar dolar hesaplanmıştı, şimdiki fiyatlarla 100 milyar doları bulma ihtimali var. Bu hesap savaştan bir hafta önce yapılmıştı; savaştan üç hafta önce konuyla ilgili bir bakan üstüne basa basa İran ile ABD arasındaki gerginliğin bir savaşa tırmanacağını düşünmüyorum demişti; bu derece bir öngörüsüzlükten söz ediyoruz.

    Peki ne yapmalıyız? Yedi maddelik bir yol haritası önerebilirim.

    Birinci, Gümrük Birliği güncellemesini stratejik öncelik olarak masaya koymak; hizmetler, tek dijital pazar, kamu alımları ve AB karar süreçlerinde söz hakkı talep etmek. Vize rezaletini de aynı masada çözmek. İkinci, Çin’le olan dış ticaret açığımızı stratejik bir sorun olarak ele almak; damping ve telafi edici vergileri sektörel analizle güncellemek, Çin’i Türkiye’de üretime yönlendirecek yatırım teşviklerini tasarlamak. Üçüncü, yakın-tedarik ve dost-tedarik fırsatını somut sektör planlarına dökmek; Avrupa’nın fabrikası, Ortadoğu’nun teknoloji üssü olmak hedefini somut bir yatırım çekme programına çevirmek. Dördüncü, IMEC’e ve benzeri küresel ekonomik koridorlara hızla müdahil olmak; tedarik zincirlerine, değer zincirlerine, ticaret yollarına eklemlenmek. Beşinci, hizmet ihracatı hamlesi — yazılım, dizi, mühendislik, sağlık, danışmanlık — bu sektörlerdeki döviz kazandırıcı faaliyetlere vergi ve altyapı teşviki sağlamak. Türk dizileri dünyayı fethetti; sıra Türk yazılımcılarında ve Türk mühendislerinde. Altıncı, sanayi bölgelerini limanlara demiryoluyla bağlayan bir lojistik hamlesi; kamyon sırtında ihracat devrini bitirmek, maliyetleri yarıya indirmek. Yedinci ve belki en kritiği, katma değer için AR-GE, patent, tasarım ve markalaşmaya ciddi kaynak ayırmak; yüksek teknolojinin ihracattaki payını mevcut %5 seviyesinden en az iki katına çıkarmak.

    Ekonomi M Siyaset Sosyoloji
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikNew York, Macaristan veya Çorum Seçimleri: Siyasal Kampanyacılıkta Dijitalin Dozu

    Diğer İçerikler

    daktilo2 Yazılar

    New York, Macaristan veya Çorum Seçimleri: Siyasal Kampanyacılıkta Dijitalin Dozu

    19 Nisan 2026 Murat Pehlivanoğlu
    daktilo2 Yazılar

    İran-Körfez İlişkilerinin Kısa Bir Tarihi – IV

    19 Nisan 2026 Birol Başkan
    Çeviriler daktilo2 PROJECT SYNDICATE

    Yapay Zekaya Düşünmeyi Öğretirken Kendi Düşüncemizi Unutmak

    19 Nisan 2026 Daktilo1984

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Burak Dalgın: 1980’deki 24 Ocak kararlarının modern bir versiyonunu içermeyen hiçbir ekonomik programı ciddiye almayınız

    19 Nisan 2026 daktilo2 Röportajlar Gökhan Korkmaz

    New York, Macaristan veya Çorum Seçimleri: Siyasal Kampanyacılıkta Dijitalin Dozu

    19 Nisan 2026 daktilo2 Yazılar Murat Pehlivanoğlu

    İran-Körfez İlişkilerinin Kısa Bir Tarihi – IV

    19 Nisan 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    Yapay Zekaya Düşünmeyi Öğretirken Kendi Düşüncemizi Unutmak

    19 Nisan 2026 Çeviriler daktilo2 PROJECT SYNDICATE Daktilo1984

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Nisan 2026
    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}