Macaristan’da 16 yıldır ülkeyi yöneten otoriter lider Victor Orban 2026 genel seçimlerini kaybetti. Kendi deyimiyle, kurduğu illiberal demokrasi Macar halkı tarafından yerle bir edildi. Seçimlere yaklaşırken her türlü iftira ve yalana başvuran, yanı sıra yabancı ülkelerden destek alan Orban, Macar halkının tokadını sandıkta yedi.
Bu zaferin mimarı şüphesiz TISZA partisi lideri Peter Magyar. Seçime giden yolda uyguladığı taktik iletişim, herhalde bir süre siyasal iletişimcilerin gündemini meşgul edecektir. Dünyanın ideolojik kırılım yaşadığı böyle bir dönemde şüphesiz hangi taktiklerin uygulandığını incelemek de gerekir.
Parti İçi İletişim Tekeli
Peter Magyar, Orban’ın partisi FIDESZ içinden çıkmıştı. Aslında çok önemli bir görevi yoktu, eski Adalet Bakanı’nın eşiydi. Ancak yaşanan Cumhurbaşkanlığı affı skandalı sonrasında görevlerini bırakan Magyar, önce bir hareket sonra da bir parti kurarak iktidara yürüdü. Böylelikle, sistemin içinden gelen Magyar, önceki dönemlerde sol muhalefetin ikna edemediği Macar halkını kendi modeliyle sandığa taşıyabildi.
Her şeyden önce parti adına konuşma tekelini kendi eline aldı. Partide çok az sayıda kişiye ve çok kısıtlı alanda açıklama yapma hakkı verdi. Bu, Orban’ın potansiyel yıpratma iletişiminin de önünü kesti. Zira seçim yolunda kimse ona “partinizden X kişi şu açıklamayı yaptı, ne cevap verirsiniz?” demedi. Ya da sosyal medyada “TISZA partisinden Y kişi bakın ne açıklama yapmış, hadi buna da cevap verin” diye linçlenmedi. Böyle yapması bazı kişiler tarafından tek adam olmakla suçlanmasına yol açsa da kampanya döneminde hiçbir iletişim kazası yaşamadı.
Geleneksel medya büyük ölçüde Orban’ın kontrolünde olduğundan, geri kalan medya da büyük baskı altında bulunduğundan Magyar alternatif yolları denedi. Özellikle Facebook kanalını çok etkili bir şekilde kullandı. “Korkmayın” sloganını Facebook’ta kullanması içinde bulunduğu durumun oldukça farkında olduğunu gösteriyor. Zaten sistemin içinden geldiği için sistemin kendisine kuracağı tuzaklara da çok hazırlıklıydı.
Özellikle taşrada FIDESZ’in hakimiyetini kırmak için ülke çapında büyük gezilere başladı. 2 yılda 700’den fazla köyü dolaştı. Sürekli olarak ülkeyi gezdi, zaman zaman günde birden fazla şehirde toplantılar ve mitingler yaptı. Sürekli olarak da tanık olduğu fakirlikleri, yolsuzlukları ve düzensizlikleri Facebook üzerinden ifşa etti. Hastanelerdeki ısıtma ve soğutma sistemlerinin bozuk olması ile tuvalet kâğıdı olmayan hastaneleri de yine Facebook yayınında sıkça ifşa etti.
Süper Fokus
Facebook yayınlarında en dikkat çeken şey seçmene vermek istediği mesajın etrafından ayrılmaması idi. Bu “süper fokus” dediğimiz olgu New York Belediye Başkanlığı seçiminde Mamdani’nin de kullandığı bir taktik idi. Yani kısıtlı sayıda konu belirleyip tamamen bu konular etrafında dönmek: Bu hem kafa karışıklığını önlüyor hem de seçmenin aklında yer etme imkânı yaratıyordu.
Elbette bu yol onun için oldukça tehlikeliydi. Yola çıkarken temas ettiği kişilerin belirli bir bölümü ilk toplantının ardından Orban’ın gazabından korkup geri çekiliyordu. Dolayısıyla o da daha önce siyasette yıpranmamış ve toplum tarafından “temiz” olarak algılanabilecek kişilerden kadrosunu kurdu.
Seçim yolunda karşısına çıkan en büyük engel, seks kaseti skandalı idi. Magyar’ın bir seks kaseti olduğu alttan alta yayıldı. Sonrasında da bir yatak fotoğrafı piyasaya verildi. Bu noktada Magyar, tamamen açık bir iletişimi benimseyerek kendisinin eski sevgilisi ile bir ilişkiye girdiğini, bunun da kaydedildiğini ve bunun iktidar tarafından yaratılan Rus tarzı bir tuzak olduğunu anlattı. Hatta Orban yönetiminde hiç kimsenin bilgilerinin güvende olmadığının böylelikle kanıtlandığını anlatarak karşı saldırıya da geçti. Burada “kem-küm” etmeyen açık bir şekilde iletişim kuran Magyar, görüldüğü üzere seçmenden negatif bir karşılık almadı.
Bir diğer konu da Magyar’ın billboard’ları kullanmayı reddetmesiydi. Çevrenin korunması ve çocukların politikacılara bakıp korkmaması gibi nedenlerle bu geleneksel yöntemi kullanmadı. Yani geleneksel iletişimi karşı tarafa bilinçli şekilde bıraktı.
Günümüzde seçmenleri işin içine katmadan siyasi bir akım yaratmak zor. Onları motive ederek kendisi için çalışmaya ikna edebilen bir nevi danışman siyasetçi modeli öne çıkıyor. Peter Magyar da “TISZA adaları” denen bir yapılanma ile ülke genelinde ve özellikle de taşrada küçük grupları kendi aralarında örgütleyerek onların bir yandan kendi siyasi ajandasına destek vermesini sağladı, öte yandan kendi mesajını toplumun alt kesimlerine yayabildi. Günümüzde, “Ben yürüyorum siz de arkamdan gelin” modeli yerine “Gelin birlikte yürüyelim” modeli işliyor, bu bir gerçek.
Peter Magyar’ın akılda kalan kampanyalarından biri de Romanya’nın Transilvanya bölgesine düzenlediği 1 milyon adım yürüyüşü oldu. Orban, yurtdışında yaşayan Macar azınlıklara oy verme hakkı vermişti ve seçimlerde de hep onların oyunu alıyordu. Ancak Romanya’daki aşırı sağcı adaylara destek vereceğim derken pot kırdı. Orban, Mayıs 2025’te Romanya’daki aşırı sağcı ve Macar karşıtı George Simion’u övünce Magyar da Transilvanya’ya 11 gün süren bir yürüyüş başlattı. Tabii yolda geçtiği yerleri de canlı yayınladı. Bu ve bunun gibi adımlar geleneksel olarak Orban’ın güçlü olduğu bölgelerdeki gücünü kırdı.
Adam Kazandı
Peter Magyar’ın bazı konuları Orban’a kaptırmama stratejisi her alanda görülüyordu. Özellikle The Man yazan tişört giymesi, bazı paylaşımlarında kendisini The Man diye tanımlaması, Instagram hesabının adının “magyar_peter_official_the_man” olması, maskülen siyasi algı mesajlarını seven seçmene yönelik açık bir işaretti.
Peter Magyar, geleneksel medyayı en az şekilde kullanarak, toplumun sorunlarına odaklanarak, geniş konulara girmek yerine belli konularda ısrar ederek ve en önemlisi seçmeni propaganda faaliyetlerine dahil ederek kapsayıcı bir iletişim modeli ile seçimi kazandı. 2026 yılındayız. Klasik gazete-televizyon iletişimi artık seçmenleri motive etmek konusunda yetersiz. İnsanların kafalarını kaldırmadığı dijital iletişim mutlaka merkeze alınmalı.
Victor Orban, 16 yıldır liberal demokrasilere kök söktürüyordu. Macaristan küçüktü ama Orban mide bulandırıyordu. Aşırı sağ-popülist network’e yatırım yapan ve bu konuda başarı sağlayan biriydi. Her ülke kendi gerçeklerine sahip olsa da Orban gibi popülist liderlerin doğru strateji ile yenilebileceğini Macaristan seçimleri bizlere kanıtladı. Bizim çıkaracağımız temel ders de budur zaten.

