Yeni kurulan Gelecek ve Deva partileri sosyal medya başta olmak üzere aktif bir muhalefete girişmiş durumda. İlk ve yaygın tepkiler arasında, bu partilerin kurumsal kimliğindeki siyasetçilerin kendi dönemlerine ilişkin özeleştiri yapması talebi dikkat çekiyor. Bu talep, asgari bir tutarlılık için son derece anlamlı ve gerekli. Ancak, özeleştiri beklentisinin mâkûliyet sınırlarının pek geniş olup olmadığını görmek için hafızamızı biraz yoklamak gerekiyor.

Yetki Alabilme Kabiliyeti

Yetki sahibi olanların etkisiz olduklarını iddia etmeleri mümkün değil. Yetki sahibi olunan dönemler açısından, yeni partideki figürlerin yanlış ve isabetsiz buldukları icraat için muhasebe yapması kaçınılmaz. Ancak, unutulmaması gereken bir şey var: Türkiye’deki siyasi partilerde sürekli, hızlı ve doğru tepkileri verebilecek kurumsal zemin ve gelenek zayıf. Mesela kurt gibi uluma sesi çıkaran bir vatandaşın, ait olduğu ve kurtla özdeşleşmiş bir siyasi hareketten dışlanması için liderin iki kelimesi yeterli. Kendi partisinden sürekli şikâyetçi olan Muharrem İnce’nin bile kendi partisinin adayı olarak alabildiği oy, Ak Parti’nin on sekiz yılda aldığı en düşük oydan bile daha az. Türkiye’nin on yıl önce çözüp hallettiği sorunlar için bile ana muhalefet partisi henüz birkaç yıldır özeleştiri yapabiliyor. 27 Mayıs’ın darbe kısmı için bugüne kadar hiçbir kurumsal eleştiri getirememiş MHP ise altmış yıl sonra Yassıada’nın adını ağzına alabildi. Kırk yıllık siyasi mevcudiyetinde HDP’nin 2012 sonunda vardığı “Türkiyeli siyaset yapma” iddiasıyla yükselmesi, bir taraftan şehirlerde hendekler kuran terörle hala yüzleşme bekliyor.

Türkiye’de sürekli muhalefette olmuş partilerin de kabuklarını kıramadığını görmek zor değil. Muhalefetteyken bile mâkûliyetleri kendi seçmen çevresiyle sınırlı kalmış partilerin, iktidara geldiklerinde yetkilerini kullanma biçimi ve tutarlılığı test edilmemiş ve seçmenden de bu yetkiyi zaten alamamışlardır. Muhalefetin ilk defa geniş ölçekte yetki alabildiği yerel seçimlerde bile mesela, İstanbul ve Antalya’yı eski birer ANAP’lı, Ankara’yı bir ülkücü yönetmektedir.

Türkiye’de seçim ve siyasi partiler, kadrolarını zenginleştirerek ve aynı zamanda kadrolarına katkı sağlayanları parti içinde tutarak, siyasi bütünlük içeren katı bir düzene sahip. Bu yüzden, yetkilisi olduğunuz bir siyasi partiyi ikna ve müzakere yoluyla etkileme kabiliyetinizi ne kadar kullandığınız, yönetişim testi olarak görülmektedir.

Etki Edebilme Sorumluluğu

Yetkiliyken etkili olma sorumluluğu ise, varsa özellikle duraklama döneminde belirginleşir. Aksini iddia edenlerin yeni partilerden bekledikleri özeleştiri talebi ikincildir. Çünkü, iktidar partisinin duraklama dönemi öncesine dair evvela diğer siyasi muhaliflerin özeleştiri yapması gereklidir. Örneğin, 2002’de yüzde 34 ile iktidara gelmiş Ak Parti’nin 2007 yılında yüzde 47 alması karşısında TSK’nın muhtıra yayınlaması, Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı, kapatma davası ve başörtüsü yasaklarıyla centilmence yüzleşmeden parmak salladığınızda, 2011 yılında Ak Parti yüzde 50 almış olarak karşınızdadır. 2014 yılında Tayyip Erdoğan ilk turda Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

Etki edebilme sorumluluğu bakımından, iddia edilen duraklama döneminde hatalar için her konuda hesap değil; neyi nasıl düzeltmeye çalıştığınız, diğer yetkilileri ikaz ve eleştirme çabanız ve en önemlisi, bu çabanın kamuoyuna ne kadar yansıdığı ve hangi dersleri çıkardığınız önemlidir. Yeni siyasi partilerin kurucu başkanları, Ak Parti’nin seçim kaybetmeye başladığı, bir diğer ifadeyle ittifaka rağmen gerileyerek belli başlı büyükşehirleri kaybettiği bir dönemin akabinde partilerinden kopmuştur. O halde yeni partilerin kurucu başkanları, yakın siyasi tarihin hangi dönemini duraklama dönemi kabul etmektedir?

Babacan’ın ve Davutoğlu’nun Duraklama Dönemi Okumaları

Yüzde 50 seçmen desteğine sahip olan Cumhur İttifakı’nda, yeni partiler hakkında geriye dönük “terör örgütleriyle yeterince mücadele etmeyecekleri ve yeni partilerin bu konularda yetersiz olduğu, ekonomik gidişatın eskiye göre artık daha yerli ve milli olduğu, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hızlı karar almayı ve istikrarı sağladığı” tepkileri mevcut. Ak Parti vatandaşla daha iyi iletişim için “gönül seferberliği” kurularak, “pürüzler”i gidereceğini vaat ediyor.

Deva Partisi özgürlükler bakımından duraklama dönemi olarak miladı Mayıs 2013 Gezi protestolarından, ekonomide ise 2012 yılından itibaren kurumlardaki insan kalitesindeki yozlaşmayla başlatmaktadır. Ancak, ekonomide sonuçların sonraki yıllarda görüldüğünü iddia etmektedir. Babacan Ak Parti içindeki duraklamanın başlangıcını ise Ağustos 2014’teki kongrede Erdoğan tarafından fiilen atama yapılmasıyla izah etmektedir. Deva Partisi, Ak Parti’yi Gezi protestolarını iyi okuyamamakla itham etmekte, bağımsız ekonomi kurumlarının 2013’ten itibaren talimatla çalışmasını eleştirmektedir. Ali Babacan duraklamanın finalini ve gerilemenin başlangıcını ise 2016 Mayıs ayında seçilmiş başbakanın görevden alınması olarak görmektedir. Babacan, döneme bakışında emniyet ve yargı içindeki Fetullahçı yapılanmanın vesayet girişimi olan 17-25 Aralık soruşturmalarının ise, Ak Parti liderliğinin cemaatler ve tarikatlarla kurduğu pazarlık ve kadrolaşma ilkesizliği nedeniyle doğduğunu ortaya koyuyor. Parti kurucularını ise özellikle yolsuzluk vb. ilişkiler içine girmemiş dürüst insanlar, “bal tutan ama eline bal bulaşmayan” kişiler olarak tarif etme gereği duyuyor. Deva Partisi, HDP’nin 7 Haziran’da seçmenden aldığı desteği kötü kullandığını düşünüyor; belediyelere kayyım atanmasına karşı çıktığı gibi, HDP ile iletişim içinde “Kürt Sorunu”nu çözmeyi vaat ediyor. Ali Babacan’ın Ak Parti ile fiili ayrılığı Kasım 2015’e, resmen ise 2018 Haziran’a denk geliyor.

Gelecek Partisi ise özgürlükler ve otoriterleşme bakımından duraklama dönemi başlangıcı olarak 15 Temmuz 2016 sonrası OHAL uygulamalarının keyfileşmesi, ekonomide duraklamayı ise Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın politikaları nedeniyle 2018’in ikinci yarısından başlatmaktadır. Ak Parti içindeki duraklamanın başlangıcını ise Mayıs 2016’da seçim kazanmış bir başbakanın, Cumhurbaşkanı tarafından şahsi tasarrufla istifaya zorlanması olarak ortaya koymaktadır. Ahmet Davutoğlu gerilemenin başlangıcını ise 2019 yerel seçimler olarak görmektedir. Gelecek Partisi, KHK uygulamalarının ürettiği adaletsizliklere odaklanıyor, FETÖ ile mücadelede kendi dönemlerindeki kararlılığı belirtiyor, 15 Temmuz FETÖ darbesine giden süreçte askeri bürokrasideki terfilerin yanlışlığına işaret ediyor, Kürt sorununu kültürel ve sosyal haklar çerçevesinde ve İslami referanslardan güç alarak çözmeyi vaat ediyor ve belediyelere kayyım atanmasına karşı çıkıyor. Davutoğlu’nun Ak Parti ile fiili ayrılığı 2016 Mayıs’a ve resmen ise 2018 Haziran’a tekabül ediyor.

Asgari Muhasebe Dilimi

Ak Parti, genel seçimlerde ilk defa 7 Haziran 2015’te oy kaybetti. Nisan 2017’de fiilen ikili koalisyona geçildi. Cumhurbaşkanı Haziran 2018’den beri ülkeyi yönetme yetkisini MHP olmadan alamıyor. Seçim sonuçlarının işaretiyle, yeni partilerden en azından kendi beyanlarına istinaden öncelikle özeleştiri beklenecek bir tarihsel dilim ortaya çıkıyor. Deva Partisi liderliğinin duraklama dönemi gördüğü Mayıs 2013’ten, tamamen yetkisizleşilen Haziran 2018’e, Gelecek Partisi liderliğinin ise en azından genel başkan olunan Ağustos 2014’ten tamamen yetkisizleşilen Haziran 2018’e kadar bir muhasebe yapması, neyin nasıl yanlış gittiğini ve neleri daha iyi yapmak için çabaladıklarını ve kamuoyuna nasıl ve ne kadar dile getirdiklerini paylaşmaları gerekiyor. Zira her iki parti açısından da iktidara isnat edilen duraklama/gerileme yıllarında zaten muhalefet artık seçmenden daha fazla rağbet görmeye ve iktidar partisinin seçmen desteği de erimeye başladı.

Fotoğraf: Sandra Seitamaa