Midsommar

- Temmuz 27, 2019, 7:54 pm
6 mins

İnsanlığın en eski ve güçlü duygusu korkudur, ve korkunun en eski ve güçlü türü bilinmeyen korkusudur. H. P. Lovecraft

Son yıllarda düzenli olarak vizyona az ve öz sayıda eli yüzü düzgün korku filmlerinin girmesinden çok mutluyum. Açıkçası anlatacağı bir fikre sahip olan ve çeşitli diğer unsurlarla atmosfer kurmaya odaklanan filmler nadiren beni hayal kırıklığına uğratıyor. Yoksa aynı hayalet hikayesini, aynı zombileri, aynı vampirleri kaç defa gördük de doymadık? Artık bu saydıklarım o kadar baştan savma bir şekilde vizyona sokuluyor ki nadiren korkunç ve daha da nadiren anlamlı oluyorlar. Huzurlarınızda türün az yapılan örneklerinden birisi var.

Pagan korku görece diğerlerine göre yapması biraz zordur çünkü görsel ve sembolik anlatımda detaylar aşırı önemlidir seyircinin dikkatini toplamakta. En ufak açık bile zorla konuyla ilgisi olmayan izleyiciyi, gündelik hayatta pratik olarak karşılıksız bir olguya turist olarak hissettirebilir. Bir de The Wicker Man gibi kült bir filmle kıyaslanma ihtimali var elbette. Çünkü bilgiye ulaşımın kısıtlı olduğu 1970lerde gizem, korku ve pagan ögeleri eksiksiz bir şekilde seyircinin karşısına çıkartan bir eserle karşılaştırılma ihtimali var. Ki Midsommar en başından beri farklı olduğunu iddia etmeye uğraşsa da ilerleyen sürede bu çekime karşı koyamıyor. Aslında “neredeyse” tatmin edici bir klon olarak da finali yapıyor.

Yönetmen: Ari Aster geçen sene sinemalarımıza (bir başka kült korku filmi olan Rosemary’s Baby türevi olan) gayet başarılı bir korku filmi olan Hereditary ile gelmişti. Hatta o kadar iyiydi ki 2. defa gitmek için cesaretimi toplayasıya dek film vizyondan kalkmıştı. Bu ikinci uzun metraj filminin The Wicker Man esintileri taşıdığını göz önünde bulundurursak seneye Psycho veya Kwaidan benzeri bir fikirle gelirse şaşırmamak lazım. Kameraya hakimiyeti, arka plan çekimleri (ki tavsiye ederim belli anlarda sizi bir yere odaklamaya çalışırken arkada olan bitenlere dikkat kesilin) kesinlikle çok iyi. Kendi yazdığı senaryoyu çekerken özenli davranmış belli oluyor.

Senaryo: The Wicker Man üzeri az Teen Slasher gibi düşünün. Bir yandan Ari Aster’e hak veriyorum; esinlendiği filme karşı koymak kolay değil. Her yönüyle aşırı zengin ve doyurucu bir iş. Ama özellikle esin kaynağından uzaklaştırmak ve orijinalleştirmek için araya eklediği ögeler çoğunlukla sırıtıyor. Açılış hikayesinin aslında konunun geneliyle bağlantısı çok düşük. Film ilerledikçe ortaya bir sürü şey saçıp bir kısmı hiç olmamış gibi davranıyorlar. Yan hikayeler esas konuyu ve gidişatı yeterince besleyemiyorlar. Karakterlerin olay içindeki yerleri ve kişilikleri tatmin edici değil. Ama yine de merak uyandıran ve irkilten şeyler başarılı bir şekilde eklenmiş.

Oyunculuk: Geçen sene Oscar adaylıklarında en büyük haksızlıklardan birisi bence Hereditary’nin başrol oyuncusu Toni Collette’ye yapılmıştı. Filmi sırtlayan performansı ile en azından adaylığa gösterilmeliydi diye düşünüyorum. Bu sefer de yine bir kadın filmin çoğu yükünü üzerine almış. Konunun tutarsızlıklarını bir kenara bırakırsak, Florence Pugh gerçekten hikayeyi hissettirme konusunda çok iyi. Yan rollerden de memnunum aslında ama erkek başrol o kadar da iyi diyemeyeceğim. Ama arka plandaki figürasyon oyuncuları bile sahnenin bütünlüğü konusunda ekstra çaba göstermiş.

Sinematografi/ Diğer: Sanat yönetimi göz alıcı. Çekimlerden kalite akıyor. Adeta bir renk cümbüşü ve gözünüzü yormuyor. Esasında hikayenin aldığı yolda sizi en çok rahatsız eden unsur oluyor bir süre sonra. Çünkü olup biten her şey daha kötüye giderken o renkli cıvıl cıvıl atmosfer sizi bir anda ters köşeye yatırıyor. Gerçeklik algınızı biraz bozuyor. Ses ve ses kurgusu başarılı. Şarkılar ve efektler gayet yerinde kullanılmış

Kurgu: Çeşitli boşluklar içeren hikayesini kurgu ile de telafi edemiyor Midsommar. Biraz güçlü görselliğine sığınmaya çalışıyor ama olayların birbirine eklemlenmesini erteledikçe biraz kan kaybediyor. Özellikle başlarda uzun sahne çekimleri fazla dikkat dağıtıcı ve sürekli esas olaya girmekten ziyade zaman çalmaya çalışıyormuş gibi geliyor.

Son söz: “Aşkım İç Anadolu’da XXX köyünde YYY festivali varmış. Gidelim mi?” diye soran sevgiliye uçak rezervasyonu yapmadan önce izletmelik film. Belki etkili olur kim bilir?

76/100, Bir The Wicker Man türevine daha hayır diyemeyenler için….